Diyabet Felaket Değildir!

Ağu 24


Üniversitemiz Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, diyabet hakkında bilgi verdi.

Diyabetin, pankreasın salgıladığı insülin hormonunun eksik veya işlevsiz olması nedeniyle kanda şeker yükselmesine neden olan bir hastalık olduğunu belirten Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, ”Diyabet, insan sağlığını ve vücudun tüm dokularını derinden etkileyen, tedavi edilmezse zamanla bütün organlara zarar verebilen ağır fakat sinsi bir hastalıktır. Ömür boyu sürer, yani kroniktir, tümüyle ortadan kaldırılamaz, ancak kontrol edilebilir.” dedi.

Diyabetin çocuklarda sıkça karşılaşılan belirtilerine değinen Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, aşırı derecede su içme, idrara çıkma, zayıflama, halsizlik, karın ağrısı, kusma, sık sık nefes alma ve bilinç kaybının yaşandığını vurguladı. Ayrıca yaraların geç iyileşmesi, yüksek tansiyon, idrar yolu enfeksiyonu veya genital bölgede kaşıntı gibi daha sinsi belirtilerin de görülebildiğini ifade ederek aniden başlayan yatağı ıslatma sorununun da gözden kaçırılmaması gereken bir ayrıntı olduğunun altını çizdi.

Diyabeti bulunan çocukların ev, okul hayatı ve arkadaş çevrelerinde dikkat etmeleri gereken noktalar arasında eğitimin önemini vurgulayan Prof. Dr. Arslanoğlu, “Diyabeti başa gelen bir felaket değil, kontrol edilmesi kendi ellerinde olan, çözülebilir bir durum olarak ailelerin algılaması gerekir. Ailenin çocuktan beslenme performansı beklemek yerine yaptığı alışverişten pişirdiği yemeğe ve sofradaki davranışına kadar kendisi doğruları uygulayarak çocuğa model oluşturması gerekir. Çocuğun ve ailenin tüm sosyal ortamlarda rutin uygulamaları sürdürecek bilinç ve beceriyi sürdürecek şekilde eğitilmeleri gerekir.” diyerek ifade etti.

Diyabetin çocuklarda davranış ve kişilik üzerine etkilerinden bahseden Öğretim Üyemiz, “Sorumluluk sahibi olma, erken olgunlaşma, vücudun biyolojisi hakkında fikir sahibi olma, çözüm üretebilme yeteneği en belirgin özellikler arasında sayılabilir.” şeklinde konuştu.

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yönelik tavsiyelerde de bulunan Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, “Proteinlerde bulunan aminoasitler, yağlarda bulunan değerli yağ asitleri, özellikle omega 3, C vitamini, B vitamini, çinko gibi mineraller, probiyotikler, güneşte ve besinlerde bulunan D vitamini, renkli meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanların bağışıklığı güçlendirici etkisi vardır. Ayrıca soğan, sarımsak, zerdeçal, zencefil, çörekotu, tarçın, polen ve arı sütü gibi önerilen pek çok şifalı besinin değişik mekanizmalarda gerçekten olumlu etkileri vardır ama bunlardan mucize beklememek gerekir.” diyerek sözlerine devam etti.

Besinlerin taze bir şekilde fazla işlenmemiş ve fazla pişmemiş, kimyasal katkıdan uzak olması gerektiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, “Kahvaltıda 2-3 yumurta, tereyağı, peynir-lor çeşitleri, zeytin ve zeytinyağı, taze salata çeşitleri, istenirse ceviz, fındık gibi kuruyemişler, kuru meyveler ve az miktarda bal, pekmez, ev reçeli, bir dilim ekmek veya küçük bir porsiyon nişastalı besin tüketilebilir. Gün içinde gereksinime göre ara veya ana öğün olarak, bir veya iki kez meyve, yoğurt, kefir, kuruyemiş, kahvaltıdakinin benzeri veya akşam yemeğindekinin benzeri öğünler yer alabilir. Akşam erken saatte kırmızı veya beyaz et türleri, sebze yemekleri, haftada 1-2 gün kuru baklagiller ve tahıllı besinler, taze salatalar ve yoğurt sağlıklı bir şekilde çeşitlilik sağlayacaktır. Çeşitlerin her gün benzer öğünler yerine haftalık ritim izlemesi daha sağlıklı olacaktır.” diyerek sözlerini sonlandırdı.